Gerek kitap sohbetlerinde gerek bu blogda "spoiler" vermekten kaçınıyorum. Kitabın neyi anlattığı, konunun hangi karakterler arasında geçtiğini okuyucu pekala kitabı okuduğunda da öğrenebilir. Hem filmi izlememiş birine konuyu anlatmak nasıl ayıpsa kitapta da durum aynı olmalı. Şimdi bazısı sorabilir: "E kardeşim o zaman bu nasıl kitap eleştiri-tavsiye yazısı oluyor?" Doğru, kitap eleştiri yazısı olmuyor. Ancak kendi tecrübelerimi paylaşarak bir kısım kitabı tavsiye ediyorum. Tabi ki her şeyi anlatmadan.
Sözüm sıkı A.G.Y takipçilerine. Bu kitapta da o alışageldiğimiz olay örgüsünden ve temadan uzaklaşmıyoruz. Ama yıllar geçtikçe yazarın daha derinden yazdığını hissediyorum, o ayrı. Derinden kastım şu, bazı şeyleri, ilk kitapların aksine, çok çok kısa şekilde ama en veciz şekilde ifade ediyor. Eğer başta seslendiğim o "sıkı takipçi kitlesi"ne dahilseniz hemencecik kavrıyorsunuz.
Kitabın resmi tanıtımı metninde şu cümleler geçiyor:
"Hayat, türlü türlü gelir karşına.
Sevdayla gelir.
Acıyla...
Mutluluk ve yalnızlıkla çalar kapını." Doğrusu hayatın türlü türlü sevda ve acıyla gelmesine biz "sıkı okurlar" pek alışığız. Hele ki o sevdalar kimi zaman karşılıksız kimi zaman imkansız ama hep yürek burkan bir sızıyla karşımıza dikiliverirler. Yazar bunu en ince hatlarıyla anlatıyor yine.
"Bir tarafta sonsuz huzur penceresi açılır, diğerinde seni alıp götüren arzular serilir önüne.
Gül gibi olabilmektir esas olan. Gül gibi kalabilmek..."
"İÇİNDEKİ IŞIKLARI SÖNDÜRME!"
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder